Gün Evinizde Başlar Hüzün Sarısı'nda Devam Eder...
magazin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
magazin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Satılık Şöhret

Satılık Şöhret







Herşeyin para ile satın alınabileceğine defalarca şahit olduğumuz ortamlarda elbette şöhretin de satılıp alınabileceğini tahmin ediyoruz. Nasıl mı? Bugün biraz ondan bahsedeyim. Gözlemlerim, acı tatlı tecrübelerimle neler birikmiş bende acaba?
Yıllardır süregelen bir şöhret merakı var değil mi çoğu insanda? Kimi bunu sadece heves olarak yansıtıyor ve gerçekleri algılayınca bırakıyor, kimi hırs yapıp o şöhret uğruna ne çok şeyden ödün veriyor! Siyaset ve iş dünyasındaki şöhret merakını ele almıyorum burada o beni aşar. Ben şarkıcılık veya o adayın tabiri ile sanatçılık, oyunculuk gibi daha çok sahnelere ve görsel showa dayanan şöhret merakından bahsetmek istiyorum.
Müzikte iyi bir ses iyi bir kulak, iyi bir eğitim bu işe atılmak için olmazsa olmaz kurallardan. Alaylı olup sonradan eğitime hevesli insanlara da her zaman saygı duydum. Çalıştılar çabaladılar ve bir noktaya geldiler zamanında. Eskiden bu gibi işler için sadece iyi bir ses ve iyi bir şarkı yetiyordu ama şimdi öyle değil. Neden? Eğer siz iyiyseniz ve sizin kulvarınızda olan insan sayısı az ise şansınız çok yüksek. Ancak aynı kulvarda saymakla bitmeyecek kadar kalabalıksanız sesinizin iyi olması iyi bir eser yakalamış olmanız hiç bir işe yaramaz başka şeyler de gerekir! Eğer bayansanız, kurallarınız yoksa istediğiniz tek şey şöhretse, gözünüzü diktiğiniz hedefe kadar ucuz basit yerlerde sahne alırsınız. Sizin sesiniz oraya gelenlerin umurunda değildir. Görselliğiniz, dekoltenizdir onu ilgilendiren. Ama siz bu merdivenleri basamak basamak çıkmalıyım ve buna razıyım derseniz görmezden gelirsiniz. Bunlar ilk basamaklar tabi, devam edelim...
Özel tv ve radyo kanallarının çoğalmaya başlaması ile bu pazar daha da genişledi, farklı bir boyut almaya başladı. Şöhret olma merakındaki aday adaylarını başka bir engel bekliyordu. Öyle ya; ellerini kollarını sallayarak gidemezlerdi o kanallara, şöhret olmadıklarından davet eden de olmazdı. Bu tv ve radyo kanallarına çıkmak kendilerini tanıtmaları için önce albümleri sonra da ciddi bir bütçeleri olması gerekiyordu. Albüm yapmanın da (iyi bir albüm olursa) büyük paralarla olduğunu düşünürsek hiç parası olmayan bu solist ne yapacak? Sponsor bulması gerekiyor ona güvenecek, yaptığı işe güvenecek. Diyelim ki sponsoru buldu albümü yaptı, bu yetmiyor az önce belirttiğim kanallarla pazarlık başlıyor. Bir dönem birkaç müzik kanalı vardı hatırlarsınız. Buralarda klip yayını rakamları havalarda uçuşuyor, açık programlar tabir ettiğimiz talk show, kadın programları gibi gece veya gündüz kuşağındaki programlara çıkmak bedava değil orada da güzel rakamlar ödeniyor. Dillere destan bir tanıtım kokteyli yapılıyor. Bu yetmez derseniz o dönemin ünlü bir mankenini kiralıyosunuz sevgiliniz oluyor senaryo gereği ve aniden kameralara yakalanıyorsunuz. "Ünlü manken falanca, şarkıcı sevgilisi ile yakalandı!" Veya başka bir haber yapılıyor siz orada rolünüze çalışıyorsunuz "şarkıcı adayı falanca albümü satmayınca köprüye çıktı son anda kurtarıldı" tabi bu da bir maliyet. Bu da mı olmadı? Peki! Orta yaşlı bir kadın kiralıyorsunuz siz bir canlı yayındayken bağlanıyor telefona, 'bu şarkıcı benim oğlum/kızım' diyor. Şimdilik gündemdesiniz. Bir kaç program daha yayına bağlanıyor magazinciler kadının peşinde. Manşetler atılıyor "falanca'nın annesi olduğunu iddia eden kadını bulduk!" Kadın programlara davet ediliyor ağlıyor sızlıyor küçükken oğlunun/kızının kaçırıldığını anlatıyor şurasından tanıdım diyor, bir süre daha gündemdesiniz. En sonunda artık 'yok o değilmiş ben oğlumu/kızımı buldum' diyor. Konu kapanıyor ama o sırada siz isim olduğunuz bile bir sürü ekstra iş alıyorsunuz rakamınız yükseldi. Hafif bir düşüş olsa da korkmayın paranız var yazılır yine bir senaryo bu şekilde sürer gider ve siz hedefinize ulaşmış olursunuz.
Sponsorunuz var, paranız var işte şöhreti satın aldınız. Ödediğiniz bedeller sizde kalsın!
Sevgiler





Devamını Oku

Senin Tarzın Hangisi?

Senin Tarzın Hangisi?





Bir kavga bir kıyamet uzun zamandır tv ekranlarında. Kavga ile besleniyoruz vesselam.

Bir kaç haftadır takip ettiğim bir program "Bu Tarz Benim!" Artık herkes kıyısından köşesinden vakıf yani bu show programına. Ben fikrimi söylemezsem olmazdı değil mi?

Programın sunucusu başarılı isim Öykü Sertel. Onu BBG evini sunarken tanıdı bir çoğumuz ve sevildi açık söylemek gerekirse. Ben onu çok başarılı buluyorum mesela. Eline hazır metin tutuşturulan yapma bebek tabir ettiğim sunucular gibi değil, donanımlı biri. Konuşma metinlerini kendisinin hazırladığını da duymuştum. Sunduğu programlara da bakarsak idaresi zor hepsi. Kavganın dövüşün tam içinde. Bir yandan profesyonel sorular sorup yarışmacıları konuştururken diğer tarafta yatıştırmayı biliyor, yani kısaca işini iyi yapıyor. Bir çok madalyası olan bir yüzücü olduğunu da söyleyeyim bilmeyenler için. Evet bu yarışmada da işini hakkıyla yapıyor Öykü Sertel, hatta programın ekran önünde olan en başarılı ismi o bu yarışmada.
Bu Tarz Benim isimli bu yarışmanın jürisinde Nur Yerlitaş var. O yarışmacı kızları bir yerden yere vuruyor, bir yere göğe sığdıramıyor. İsimler takıyor donetella, prenses, kraliçe lady vs ardından sıfırcı öğretmen edasında başlıyor azara ve yarışmacıların yaşadığı şok! Asla yerinden kalkmıyor ayakta göremedim ben kendisini. Bir şey daha dikkatimi çekti; yarışmacının çantası maviyse onu yeşil görüp eleştiriyor doğruyu öğrenince "ışıklardan öyle gördüm" diyor, bu defalarca tekrarlandı. Diğer iki jüri üyesi aynı ışıkların altında değil mi? Bundan sonrası yorumsuz... Ayrıca tarz yarışmasının jürisi olan bu ünlü modacıyı  her seferinde aynı saçlarla görmekten ben sıkıldım, nokta.
Bir diğer jüri İvana Sert. O nasıl güzel, uyumlu ve dengeli bir kadın öyle. Yöneticiliğin tüm vasıflarını üzerinde taşıyor. Diğer jüri üyelerine inat daha ılımlı ama zaman zaman o da yarışmanın o garip atmosferinde çileden çıkıyor.
Ve Kemal Doğulu. Onun adını bir çok insan Hande Yener ile duydu. Öyle ya duyulmak için bir noktadan başlamak gerek. Makyöz, kuaför, modelist, şarkıcı, fotoğrafçı, sanat yönetmeni, klip yönetmeni şimdi de jüri üyesi. Bu yaptığı işlerde ne kadar başarılı onu bilemem çünkü saydığım mesleklerden sadece birini çok iyi biliyorum, o da Kemal Doğulu iyi bir solist değil. Jüri üyeliğine gelince; onun da fevri çıkışları rahatsız edici ama Nur Yerlitaş kadar itici görünmüyor gözüme bu anlamda.
Backstage Uğurkan Erez'i de atlamak istemem, kendisini samimi buluyorum ayrıca etik tavırlar sergiliyor bu da çok hoş.
Geldik evlere şenlik yarışmacılara. 100 bin lira ödül için yarışıyor bu genç kızlarımız. İlk günden bugüne sayısız kız yürüdü o podyumda ama ben son günlere elenmeden gelenlerden ve tabi aklımda kalacak kadar özellikleri olanlardan bahsetmek istiyorum.
Tuğçe; ben böyle bir kız hiç tanımadım. Sürekli ağlayan isyan halinde asla sağlıklı olduğunu düşünmediğim bir yarışmacı ve şansı yok bu yarışmada bana göre.
Özlem; 33 yaşında ama ergen gibi davranmaktan vazgeçmeyen bişeyleri hala aşamamış bir yarışmacı da o. Ve onun da hiç şansı yok. Sadece programın izlenmesine vesile olanlardan biri ve son günlere kadar kalıp sonra gidecektir.
Nur; güzeller güzeli bir kız. Duruşu olan tavrı belli, oturması kalkması çok iyi konuşması hitap edişleri birebir konuşmaları çok çok iyi. Üstelik diğer yarışmacılar ona karşı cephe almış sürekli üzerine gelirken... Ancak o da bu kadar pozitif özelliğini kostüm konusunda kullanamıyor onun da şansı yok bana göre.
Ayşenur; estetikli olduğu söylenen henüz 19 yaşında bir kız. Kavgaya meyilli, nerde nasıl davranacağını bilmeyen ve tabi ki tarzı olmayan biri. Dolayısı ile o da elenecek.
Gizem; çok güzel bir yüze sahip tek özelliği bu. Hep tartışmaların içinde, hep tartışmaların içinde... Onun da birinci olma şansı yok bana göre.
Aycan-Nurcan; bunlar ikiz ve eğer gerçekten bu bir tarz yarışması ise birinci olmalılar
Ayşegül; Başından beri bu yarışmada olmaması gereken biri. Bir tarz yarışması bu.
Bu program sonlandığında birinci olan yarışmacı hariç hepsi tedavi görecektir. Hatta jüri üyeleri bile. Bir beden bir ruh ancak bu kadar yıpratılabilinir.
Bunlar aklımda kalan yarışmacılar. Hiç izlemeyen varsa bir defa da olsa izlemelerini öneriyorum. Neden mi? Oradaki kızlar yarının kadınları. Siyaset dünyasında iş dünyasında olacaklar, dahası anne olacaklar. Toplulukta yaşamayı öğrenememiş kendini ve hakkını çirkin sözlerle savunan gençler bunlar.
Keşke böyle olmasa, keşke bir arada daha uyumlu olmayı öğrenebilsek, keşke bir çoban kavalına ihtiyaç olmasa yönlenmemiz için, keşke bu programı yazarken ne kadar güzel olduğunu anlatabilsem.
Kavga ile beslenen insanlarız demiştim ya, hayır bizim oksijenimiz şiddet.
Sevgiler

Devamını Oku

Sosyal Medya Şövalyeleri

Sosyal Medya Şövalyeleri



Merhaba
Şövalyenin anlamını hepimiz biliriz ve çoğu zaman kullandığımız cümlenin başına, sonuna iliştirip değerlendiririz değil mi? 
Peki ne oldu da bu yazıma ben bu ismi uygun gördüm? Ülkemiz uzun zamandır zor günler yaşıyor, milletçe çok yıpranıyoruz. Zaman zaman içimizi facebook, twitter gibi sosyal ortamlarda duvarlara döküyoruz arkadaşlarımızla o yazı altında fikir alışverişi yapıyoruz. Veya bunun dışında anlık öfkemizi, sevincimizi yine aynı noktalara taşıyoruz. Bunu olması gerektiği gibi mi yapıyoruz? Asla!
Sempatizanı olduğumuz parti hakkında, onu görebilecek arkadaşlarımız olduğunu düşünmeden abuk yazılar yazıp paylaşıyoruz. O partiye ne kadar yakınız? Bu yazdıklarımız kime ne fayda sağlayacak? Onca insanla aramızın bozulduğuna değecek mi? Hiç düşünmeden yazıp çiziyoruz. Biz oraya yazınca, hakaret küfür edince tüm devlet problemleri çözülüyor herkes refah içinde yaşamaya başlıyor. Şövalye efendisi adına savaştı, onu korudu görev tamam uyuyabilir rahat rahat. 
Bir örnekte yaşanan afetler, milletçe yaşadığımız yaslarla ilgili. Mesela Soma faciasındaki ilk bir iki gün çok farkında değildi sanki insanlar, sonradan coştu bir çoğu. Profiller karartıldı, asla unutmayacağız sloganları herkesin duvarında. Çizmeleri ile sedyeye çıkmak istemeyen işçimizin bu haberi binlerce profilde paylaşıldı. Eğer arkadaş listesinde birisi şarkı türkü paylaştıysa, ona 'duyarsız, sen insan mısın?' şeklinde hakaretler bile eden oldu.O zaman da bir yazımda yazmıştım "kaç gün kararacak profiller" diye.Üç gün milli yas ilan edildi ve o üç günü nasıl beklediler bilmiyorum, yine profillerde en afilli makyajlı janti fotoğraflar çiçekler böcekler oluştu. Paylaşımlar birden değişti. Atarlı, giderli özlü sözler şarkılar türküler rengarenk profiller. Bu nasıl hızlı bir geçiş ben bilemedim. Birkaç gün ölen işçilerimiz için şövalyelik yaptılar orda da tamam görev. . 
İşte farklı bir örnek daha. Beyefendi veya hatun kişi sinirlenmiş birine, başlıyor yazmaya hedefi belirsiz yazısını "bana yanlış yapılmaz adamı şöyle yaparım böyle yaparım, mermiden hızlı mı koşuyorsun, ya ölürüm ya öldürürüm affetmem" gibi gibi. Profillerde tabancalı fotoğraflar herkes kabadayı, herkes Kurtlar Vadisi'nden fırlamış.Yahu kardeşim adama sorarlar bu sözler bu atarlar kime? Bu sözlerin muhatabı kim? Peki ya sen kimsin?! Bu şahısta egosunun şövalyesi, onun da görevi tamam. 
Cumhuriyeti facebook duvar yazıları ile kurtardık, dinimizi attığımız twittlerle savunduk. Hepimizin görevleri tamam. 
Her gün yenilenen gündemle farklı kişi ve olayların şövalyeliğini yapmaya devam edeceğiz, tüm samimiyetsizliğimizle. 

Sevgiler
Devamını Oku

Sizlerle Magazin Takip Edilir!


Sizlerle magazin takip edilir dedim...

1999 yılından beri müzik sektörünün içindeyim. Dolayısı ile magazin çok uzağımda olmadı ama ben hep uzak durmaya çalıştım bazı garip magazinciler yüzünden.
Bundan bir kaç sene önce bir magazinci tanıdım Funda Erkoç. Olayın başında sadece yazılarını takip ediyordum tuhaf geliyordu yazdıkları. Neden mi? Hep doğruyu yazıyordu eleştirmekten çekinmiyordu, güzel bir üslup kullanarak muhatabını dağıtıyordu. Dikkatimi çeken bir konu da, kendisine zamanında işi öğretme anlamında destek olanların ismini her fırsatta söylüyordu. Şimdi bunların aslında normal olduğunu söyleyeceksiniz veya düşüneceksiniz ama öyle değil işte:) Magazin dünyası ve çalışanları bambaşka insanlar asla dik ve direkt konuşmazlar. Olur ya bugün laf söylediklerine yarın işleri düşebilir, esnektirler. Tabiri caizse sağı solu ayrı oynar bir çoğunun. O günlerde gündemde kim, hangi ünlü varsa onunla ilgili çok cici, süslü püslü yazılar hazırlanıp sosyal medyada paylaşılır. Kendilerine emek veren insanlara teşekkür etmek bir yana laflarını geçirmezler konuşmalarda. İşleri bitmiştir çünkü. Bir gariptir magazin dünyası. Ben çok düz biri olduğum için dedim ya hep uzak durmaya çalıştım.
Bir gün Funda Erkoç'un bir magazin sitesi açmaya karar verdiğini gördüm ve buna çok sevindim. Öyle ya işin başındaki insan bu kadar kuralına sahip çıkan biri ise kadrosunu da ona göre oluşturur.
Siteyi açarken "eğilmeyeceğiz, bükülmeyeceğiz, tertemiz bir magazin yapacağız dedi öyle de oldu. Olabildiğince bu sözlerine sadık kaldı kadrosu çok iyiydi ve söylemeden geçmeyeyim Funda Erkoç yılın en iyi internet gazetecisi ödülünü aldı.
Şimdi magazinmatik.com 1 yaşında ve ben bu ailede olduğum için çok mutluyum. İyi ki doğdun magazinmatik.com daha çok kişi öğrenecek magazinin temiz de yapılabileceğini. Çünkü sizlerle magazin takip edilir!
Sevgilerimle
Devamını Oku

Arabesk Diyorum

Merhaba Arkadaşlar
Biliyorsunuz 23 Eylül'de Magazinmatik.com ailesine katıldım ve ilk yazım yayınlandı. O yazımı okumayanlar için bir kez de buradan paylaşmak istedim.





Arabesk diyorum

Kiminin hayatının bir parçası, kiminin asla tahammül edemediği kimilerinin ise gizli kapaklı yalnız başına dinlediği müzikten bahsediyorum.

Ve nereden nereye diyorum.
Geriye dönük baktığımızda, araştırdığımızda 1950 li yıllarda başlamış arabesk dinleme, çalma söyleme eylemleri. 1970 li yıllarda coşmuş 1990 ların ilk zamanlarına kadar sürmüş bu akım.
Kimler gelmiş kimler geçmiş değil mi? Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay Müslüm Gürses mesela. Veya Bergen, Tüdanya, Kibariye, Biricik filan. Hatta ismini hatırlayamadığımız bir çok arabesk yorumcusu gelip geçmiş müzik tarihinden. Mesela kitlesi belirli bir isim Cavit Karabey. Bir milyon satan albümü olmuş ancak o da bir çok arabeskçi gibi zamanla erimiş. Sıradan yerlerde sahne almaya başlamış ve henüz 50 yaşında gittiği bir turnede otel odasında hayatını kaybetmiş. Mesela Bergen. 7 yıllık müzik geçmişinde sayısız eser seslendirmiş çok genç yaşta öldürülmüş ama eserleri hala az sayıdaki arabesk sever tarafından dinleniyor. Bu gibi hikayelerden uzun bir liste çıkar aslında. Şimdilik anlatmak istediklerim için bunlar yeterli diye düşünüyorum.
'Baba' diye lakapları olan ve 70 li yıllardan beri büyük kitlelere sahip olan, ayrıca hala ünlerini koruyan isimlere bir bakalım. Orhan Gencebay. Çizgisini asla bozmadı ama yaptığı işle yaşamsalını artık müzik yaparak sağlayamayacağını düşündüğünden sanıyorum müzik yarışma programlarına jüri üyeliği yaptı. Ferdi Tayfur. Müzikten kazanç onun için de bitmişti ve artık yapabileceği birşey kalmamıştı, rahatsızlandı kötü günler geçirdi ancak şöhretini korumaya kararlıydı. Müslüm Gürses. Sanıyorum ki bu isimler arasında en fazla albüme sahip sanatçıdır. Arabesk dönemi hızını kesmeye başlayınca o da bocaladı albümler satmıyor yapımcılar para yatırmak istemiyor. Sonra kendisine yapılan teklifi kabul etti pop rock söyledi ve hayranlarını küstürdü. Kötü mü söyledi? Tabi ki hayır. Müslüm Gürses çok iyi bir solist her tür eseri hakkını vererek okur ama ondan beklenen pop şarkıları değildi. Kitlesinde düşüş oldu veya kemik tabir edilen hayranları eski şarkılarını dinlediler sürekli. Albümleri satmadı ve son nefesine kadar sahneye çıktı.
Peki ne oldu da milyon satan bu albümler alıcı bulamadığı gibi dinleyicisi de azaldı? Üstelik o dönem arabesk yasağı vardı di mi? 
Bugün arabesk albümler satmıyor, arabesk eser besteci ve söz yazarları para kazanamıyor, solistleri sahneye çıkacak mekan bulamıyor. 
1990 lı yılların başında bir pop furyası oluştu inanılmaz ilgi gördü. O dönemin genci yaşlısı buna yöneldi üstelik yasak değildi her yerde dinleme şansları vardı. Arabeski Türk sanat müziği ile karıştırıp daha yumuşak ve yasaksız bir bir tür daha oluştu fantazi dediler adına. Alternatif müziklerde vardı, rock metal vs. Biraz heves biraz özenme ile bu tarafa doğru giden de oldu.
Arabesk küçümsenmeye başlandı ciddi anlamda. Gizli kapaklı dinleyenleri takip edenleri biliyorum ben mesela, ünlü veya ünsüz. İlerleyen yıllarda bir şarkıcı çıktı arabeski yerden yere vurdu aşağıladı. Onun hayranları ve müzik zevki oturmamış gençler bunu ciddiye aldı. Sonra bu şarkıcı arabesk şarkıları yeniden düzenleyip albüm yaptı ve kazanç elde etti. Tabi arabeskin eskisi kadar ilgi görmemesinin bir nedeni de gazinoların kapanıp barların açılması oldu her türlü üretim durdu.
Görüyoruz ki, hiç bir popülerite kalıcı değil ama arabeskin dünü ve bugünü arasındaki fark bu kadar açık olmasaydı keşke. 
Şu an popüler olan tarz nedir derseniz benim verecek bir cevabım yok. Her tarzın kemik dinleyicileri var ama müzik severler bu kadar karışık tür içinde neyi dinleyeceğine inanın karar vermiş değil.
Bugün Lady Gaga konserine bilet bulamadığını konuşuyorsa ayda 1.000 liraya çalışan taşra gencimiz, biz bu konuları daha çok yazar çizer konuşuruz.
Sevgiler

Devamını Oku

Yıllar Sonra Yeniden Köşe Yazıyorum...

Merhaba

Takipçilerim ve yakın tanıyanlar bilir. Yıllar önce bir gazetede köşe yazardım sonra bir haber sitesinde yazdım uzun süre. Daha sonra yazılarım, şiirler ve dostlar arasında okuduğum eleştirilerde kaldı.
Ve bu günlerde Magazinmatik.com imtiyaz sahibi Funda Hanım (zaten arkadaşım) ile görüşmelerim oldu. Farklı bişey konuşurken çıktı ortaya yeniden köşe yazma olayım ve artık Magazinmatik.com ailesindeyim.
Bu çok heyecan verici benim için. Çünkü yazmak benim için en iyi ifade biçimi. Ve ben kendimi her zaman en iyi şekilde ifade etmeye devam edeceğim.
İlk yazım işte burada tık tık
Sevgiler:)





Devamını Oku
Blog Tasarım : Sosyal Medya Kafe
Hüzün Sarısı COPYRİGHT © 2014 TÜM HAKLARI SAKLIDIR.